gilmore girls, amy sherman palladino 


selam gilmore girls'ü bitirdim az önce, duygularım tazeyken bi şeyler yazmak istedim. ne diyeceğimi neresinden tutacağımı asla bilmiyorum. benim için müthiş müthiş müthiş bir deneyimdi. izlediğim en iyi dizilerden biriydi belki de en iyisi bilmiyorum hislerim çok yoğun şu an dediğim gibi. temmuzda ne yapacağımı bilemediğim bir dönemde başlamıştım gilmore girls'e kendine has karakterleri ve sıcak havasıyla stars hollow direkt içine almıştı beni. her karaktere dair bir şeyler söyleyebilirim ki söyleyeceğim de ama özellikle stars hollow hayatım boyunca unutamayacağım bir yer benim için. sadece orada yaşadığımı düşünerek bile günler geçirebilirim, o kadar müthiş ve imrenilesiydi çünkü. keşke burada yaşasam diye diye bitirdim diziyi. lorelai ve rory'nin evinden çıkıp huysuz taylor'un doose adlı marketinden aldığım atıştırmalıklarla sokaklarında yürüyüp, miss patty'nin dans okulunun önünden geçerken kasabayla ilgili tüm dedikoduları alıp luke'un yerine bi kahve içmek için oturmak ve geniş camından stars hollow'u izlemek o kadar güzel olurdu ki. her mevsim ayrı bir kutlama oluyor stars hollow'da tabii kutlamalar için mevsimlerle sınırlı kalmaya gerek yok. bazen dans maratonları yapılıyor bazen örgü şenlikleri. kamelyalarını kışın ışıklarla yazın çiçeklerle donatıyorlar. mevzuatlarla kafayı bozmuş ve belediye meclisi üyelerinden olan taylor kasabadakilere sık sık hayatı zindan etse de tüm etkinlikleri organize etmekten de geri durmuyor. tüm bu etkinlikler stars hollow'un ayrılmaz bir parçası o yüzden bulabildiklerimi aşağıda paylaşacağım. diziyi izlememiş bile olsanız etkinlikleri görünce bi merak edeceksiniz bence. 










etkinlikler isimleriyle bile ne kadar eğlenceli olduklarına dair fikir verse de bu etkinlikleri unutulmaz kılan yanı hepsini gerçekten renkli karakterler üzerinden izliyor olmamız. her etkinlikte kendine yapacak garip bir iş bulan kirk, illa ki yasalara aykırı bir şey bulup kasabadakileri çıldırtan taylor, etkinliklerle bağlantılı kekler, pastalar kurabiyeler yapan sookie, her etkinlikte kasabanın dolup taşmasıyla lokantasında oradan oraya koşturup taylor'a lanetler okuyan luke. miss patty ve en yakın arkadaşı babette'in kasabanın altını üstüne getiren dedikoduları, rory ve lorelai'nin ise her etkinliği dibine kadar yaşayıp üzerine yaptıkları gevezelikler derken insan bazen stars hollow'un gerçekliğine inansa da karakterlerin muhteşemliğinden bi minik hayal kırıklığına uğruyor. bu kadar müthiş karakterlerin bir arada olması hayal gibi geliyor çünkü. karakterlerin hepsinden ayrıntılı ayrıntılı bahsetmek isterim aslında ama özellikle beni etkileyenlerden ya da ilişkilere dair fikir alabildiklerimden bahsederim muhtemelen. önce dizinin konusundan bi minik bahsedeyim dan diye otuz satır yazı yazdım konuyu söylemeden. dizimiz adı üstünde gilmore kızlarını anlatıyor kim bu gilmore kızları peki. lorelai, rory ve emily gilmore. dizi daha çok lorelai ve rory üzerinden ilerlese de sezonlar ilerledikçe emily'nin de başrollerden biri olduğunu fark ediyorsunuz. emily lorelai'nin annesi lorelai de rory'nin annesi. dizi lorelai'nin genç yaşta anne olması sonucu kendi ailesinden bağımsız bir yaşam kurarak bekar bi anne olarak stars hollow'da kurmuş olduğu hayatı anlatıyor. dizinin ilk bölümünde lorelai'nin kızı rory prestijli bi lisenin sınavını kazanınca lorelai uzun zamandır konuşmadığı ailesinden kızının okul parasını ödeyebilmek için yardım istiyor ve ailesiyle ilişkisi tekrar başlamış oluyor. dizi de bu anne kızın hayatına açtığı minik pencereyi genişleterek ilerlemeye başlıyor. 


öncelikle emily-lorelai-rory üçlüsünden bahsetmek istiyorum. büyükanne emily ile başlayalım. gilmore ailesi oldukça zengin bi aile olduğu için emily gilmore eli sıcak sudan soğuk suya girmemiş biri. kahvaltısını başkası hazırlıyor, alışveriş çantasını başkası taşıyor. davetler düzenlemekten, alışveriş yapmaktan, gezmekten, kızını ve genel olarak her şeyi eleştirmekten hoşlanan biri. bazılarımıza tanıdık gelebilecek bi anne figürü aslında. kendi ailenizden birazcık bile farklıysanız bu giyim tarzınız olabilir, fikirleriniz olabilir fark etmez ailenizin bu yönüyle karşılaşmışsınızdır. asla kabullenilmediğiniz, sürekli eleştirildiğiniz ve sevildiğinizi düşünmediğiniz bi aile. (ama aslında seviliyorsunuzdur sadece sevgi gösterme şekliniz farklıdır -bunu anlamam uzun sürdü bu arada-) neyse onun bu eleştirel tavırları ve genel olarak her şeyin kötü tarafını görme eğilimi nedeniyle lorelai ile yıldızları hiç barışmamış. emily'den dizinin başlarında nefret ediyordum gerçekten beni delirtiyordu ve lorelai'ın tarafını tutuyordum hep ama sezonlar ilerledikçe ve emily'i tanıdıkça bi tık daha yumuşadım. aslında o da kendi kızıyla ilgili kararları verirken ya da kızının kararlarına müdahale ederken kendi doğrularından yola çıkarak yardımcı olmaya çalışıyordu. yolu her zaman doğru değildi ve söyleme tarzı da çoğu zaman eleştireldi belki ama karakterini ve kendini sevdirdi bana. gerçekleri çat çat söylemesini, kalıp düşüncelerin ne kadar doğru olabileceğini göstermesini ve inatçılık yaptığı konularda gerçekten haklı çıkmasını çok sevdim. bilmiyorum ebeveynlerin çocuklara etkilerini aşırı düşünen bi insanım ve kendi aileme karşı suçlayıcı tavırlarım da var. dizi biraz da bunu aşmama yardımcı oldu aslında her aile kendi gördüğünden bi tık iyisini yapabiliyor, yapmaya çalışıyor bence. hiç kabullenilmeyen, istekleri bir kez bile sorulmamış önemsenmemiş insanlar kendi çocuklarının isteklerini yerine getirmek için çabalıyor ama bu istekleri yerine getirdikten sonra belli bir beklenti içine giriyor ya da isteklerle ilgili şartları oluyor vs. gitgide yumuşatıyoruz şartlarımızı aslında. o yüzden biraz daha yumuşak olmak lazım sanırım ebeveynlere karşı (galiba büyüyorum arkadaşlar). neyse emily'e gösterdiğin hoşgörünün aynısını kendi annene de gösterirsen sevinirim büşracığım diyor ve emily gilmore defterini kapatıyorum.


gelelim lorelai'ya kendisi aşırı neşeli, aşırı geveze, aşırı hareketli bazen aşırı bencil ve şımarık bazen de dünyanın en fedakar insanlarından biri. hayatta bir kez olmak isteyeceğiniz bi tip bence, 
ama anlatması zor. kızıyla ilgili her soruna aşırı duyarlı olmasını, çok ciddi bi olayı bile şaka yaparak yumuşatmasını, neşesini ve ışıltısını hiç kaybetmemesini, annesinin zıddı olacağım derken biraz ipin ucunu kaçırmasını, rory'e kendiyle ilgili dürüst olup bazı özelliklerini almaması konusunda ısrarcı olmasını, arkadaşları için her zaman orada olmasını, inatçı olmasını çoğu şeyini o kadar seviyorum ki. izlemesi, dinlemesi, gözlemlemesi çok zevkli bir karakter çok şey öğretiyor insana. mesela ebeveyn olmak normalde üzerine çok düşünmediğim bi konuydu çünkü kestirip atıyordum genelde bu fikri. ailemin davranışlarım üzerindeki etkilerini düşündüğüm ve üzerine sohbet etmeye başladığım bi yıl oldu bu yıl. benim için konuşması ve düşünmesi zor bi alandı. neyse ebeveynler üzerine düşündükçe kendi ebeveyn olma korkum üzerine de düşünecek fırsatım oldu, neden ısrarla anne olmak istemediğim üzerine bolca düşündüm ve inanın yüzlerce neden sayabilecek bi noktadayım hala. bu nedenler arasında bariz olanlardan biri asla yeterli ve iyi olamayacağım düşüncesiydi. sanki çocuğun doğduğu andan itibaren ince bir iple yürüdüğü bir yol var ve benim yaptığım minik bi hatada bu ip kopacak ya da karman çorman olup hayatını mahvedecek gibi düşünüyordum. gilmore girls'in lorelai'ı bana bu konuda aşırı iyi geldi. kendisi başlangıçta konuyu anlatırken bahsettiğim gibi on altı yaşında anne olup kendi annesi ondan utandığı ve böyle bi skandalı kabul edemeyeceği için evden ayrılmak zorunda kalmış bi kadın. bebeğini de stars hollow'da tek başına büyütüyor ve bu zorlu görevin altından müthiş başarıyla kalkıyor bence. (kızı rory'i görünce anlayacaksınız ;))
 
kızıyla olan ilişkisini, özel yaşantısını, aldığı kararları ve kendi ebeveynleriyle olan problemlerini izlemesi çok zevkli bi karakter. lorelai'yı muhteşem bi anneymiş gibi görüyordum ilk zamanlarda ilk sezonlarda daha doğrusu. sonrasında ise aslında onun da hatalar yaptığını hatta bazı tercihlerinin bencilce olabildiğini ya da annelik - arkadaşlık mevzusunu fazla abartıp yakın arkadaş kalıbına tutunduğunu vesaire gördükçe aslında mükemmel olmayan ama mükemmel olmaya yaklaşmış bi anne görmenin şaşırmasını yaşadım. kesinlikle yol göstericiydi diyemem ama beni birçok konuda rahatlattı, en minik sahnelerde bile bi şey öğrendiğimi düşünüyorum.

bi tık karakterlerden sapacağım ama yazarken aklıma geldi diziyi izlerken çok hoşuma giden ve imrendiğim bi nokta daha vardı ondan da bahsedeyim. bizim gilmore kızlarımız hayatlarındaki insanlarla nasıl bir sorun yaşarsa yaşasın sağlam kalmayı aşırı iyi başarıyor. o an yaşadıkları sorunu bulunmak zorunda oldukları ortama asla yansıtmıyorlar ki burada önemsediğim şey ortama yansıtmamaları değil kendi hayatlarına yansıtmamaları. yapmaları gereken ne varsa yapabiliyorlar, arkadaşları için orada bulunmaları gerekiyorsa bulunuyorlar, eğleniyorlar gülüyorlar karalar bağlayıp kendilerini duvardan duvara vurmuyorlar. sakince sürecin gelişmesini bekleyebiliyorlar bilmiyorum bu bana güçlü bi hareket gibi geliyor o yüzden bahsetmek istedim.


neyse gelelim golden girlümüz rory'e. ilk sezonlarda aşık olduğum sonraki sezonlarda gıcık olduğum, şımarık bulduğum beni zaman zaman bayan bi karakterken son sezonlarla birlikte o kadar sevmeye başladım ki. bende böyle bi değişim yaratmış olmasına da ayrı düşüyorum çünkü aslında ne kadar gerçek bi karakter yarattığını gösteriyor bence dizinin. ilk sezonlarda rory deli gibi kitap okuyan, sürekli edebiyat konuşan, akademik başarı delisi bi karakterdi. hiç kimseye kötülük yapmayan tristan'ın da dediği gibi tam bir "mary" idi. dizi ilerledikçe akademik başarıya olan takıntısı değişmese de karakterinde çok büyük değişiklikler oldu. hayal ettiği üniversiteyi kazandı, aşık oldu sonra aşık olduğu kişinin aslında ona uygun olmadığını başka birine aşık olarak fark etti. karmaşık ilişkiler yaşadı, ağladı, bebek gibi davrandı. sonra yavaş yavaş gözümüzün önünde büyüdü, ne yapacağını bilemeyen genç bir kızdan kendi ayaklarının üzerinde durabilen genç bi kadına dönüştü. 
dizinin sonlarına yaklaşırken izlediğim tüm süre boyunca sık sık düşündüğüm bi konu benim için çok netleşti. gilmore kızları dediğimiz emily, lorelai ve rory üçlüsü üzerine çok düşündüğüm ve sık sık birbirine benzettiğim üç karakterdi başlangıçta. birbirlerine benzetirken aynı zamanda korkuyordum da çünkü lorelai asla emily'e benzemek istemeyen biri. rory'nin de lorelai'ya benzemesi pek istediğim bi şey değildi. burada lorelai kötü olduğu için demiyorum bunu asla. dünyanın en iyi annesi falandı herhalde tüm süreçte zaten bahsettim. sadece kendi hayatındaki özellikle romantik ilişkilerinde yaşadığı sorunlar, hislerinden emin olamama ve kaçınma davranışları kendisinin de rory'e aktarmak istemediği davranışlardı. lorelai emily'e benzememek isterken onun tam zıttı olan bi karakter inşa etmiş kendine ve bu anne - kız arasında bir uçurum yaratmış. dizinin bana öğrettiği en önemli şeylerden biri buydu mesela, ben de anneme benzemek istemeyen biriyim ki çoğumuz öyleyizdir muhtemelen. ama anneme benzemek istemezken onun yaptığı her şeyin zıddını yapmak değil de sevmediğim özelliklerini yapmamaya çalışmanın doğru olduğunu gösteriyor dizi. bu çok bariz bir şeymiş gibi gelebilir kulağa ama asla öyle değil bence. birine benzemek ne kadar kolaysa benzememek de o kadar zor. rory bu ailedeki döngüyü kıran kişiydi bence annesi lorelai büyükannesi emily gilmore kadar katı, eleştirici birisi değildi belki ama iyi bir örnek miydi tartışılır. hikayede de rory'nin karakter gelişimi bu yönde dengeli bi şekilde ilerlemesiyle devam etti. rory'nin ilk ilişkisindeki sevdiğini itiraf etmekten kaçan tavırları annesini çok andırıyordu. büyüdükçe bunun değişmesi, ilişkilerde iletişim kurmaya çalışan, kaçmayan birine dönüşmesi o kadar anlamlı ki karakter gelişimi açısından. hislerinden emin olan, kıskançlığını kontrol edebilen,  ilişkide olduğu insanın hayatına ve kararlarına saygılı ve gerektiğinde de vazgeçebilen birine dönüşmesi, büyümesi o kadar anlamlı ki. 


biraz da diğer karakterlerden bahsedip yavaş yavaş kapatmak istiyorum yazıyı. mesela rory'nin en yakın arkadaşı lane ve onun şahsına münhasır annesi miss kim'den bahsetmemek olmaz. miss kim dünyanın en muhafazakar kadınlarından birisi. sert mizaçlı, kiliseye derinden bağlı. incil dışındaki tüm kitaplara ve ilahiler dışındaki tüm müziklere karşı, kızına da hayatı zindan ediyor maalesef. başlangıçta yine nefret ettiğiniz sonrasında onun da kızı için sınırlarını gevşetmesiyle ısındığınız bi karakter. lane ise rockçı arkadaşlar, deli gibi rock müzik hayranı. müziğin gelişimi, değişimiyle ilgili müthiş bi bilgi birikimi var ve muazzam bi davulcu. lorelai ve rory'nin müthiş anne kız ilişkisinin tam tersi yaşanıyor lane ve miss kim arasında maalesef. kızını her haliyle kabul edemeyen bir anne ve annesiyle taban tabana zıt olan bi kızın mücadelesi. lane'in fikirlerinden ve yapmak istediklerinden vazgeçmemesi karakterine dair en sevdiğim nokta tabii. lorelai'nin miss kim ile lane'in arasını düzelttiği bin beş yüz olaydan sonra lane hamileyken rory'e sen de benim çocuklarımın lorelai'ı olur musun demişti o kadar hoşuma gidiyor ki bu sözü. lane'in dizi boyunca mutlu olmasını ve annesi tarafından kabullenilmesini o kadar istiyorsunuz ki sağ olsun senaristler de sizi kırmıyor güzel bir son yazıyor bu karakterimize. yine rory'nin bir diğer yakın arkadaşı paris'ten de bahsetmek istiyorum. paris dizinin başında nefret ettiğiniz sonrasında da aşırı takdir ettiğiniz bi karakter. çok hırslı ve kariyer odaklı biri. dobralığıyla her zaman rory'i gerçeklerle yüzleştirmesini çok seviyorum ben. gerçek dost diyebileceğiniz nadir insanlardan. huysuzdur, kıskançtır ve bencildir ama tüm bunlara rağmen dünyanın en iyi dostu olmayı da becerir öyle bi karakter. kariyerine odaklanmışken aşık olarak afallamasını ve kararsız kalmasını izlemek çok zevkliydi. deli gibi ders çalışma isteği ve müthiş bi motivasyon verdi bana son bölümlere doğru iyice. mükemmel pankekler ve hamburgerler yapan, gilmore kızlarının kafein ihtiyacını karşılayan luke's adlı kafenin sahibi luketan bahsedelim biraz da. lorelai için de rory için de çok iyi bir dost oldu her zaman luke. yine bi ara çok gıcık olduğum bi karaktere dönüşmüştü ama gerekçelerine saygı göstermeye başlayınca kabullendim. emily gilmore kadar huysuz olmasa da çırağı olabilecek kadar huysuz birisi luke da. yeniliklere, alışkanlıklarını bırakmaya, spontane takılmaya hiç açık birisi değil ama sevdiklerine aşırı bağlı doğrularını bazen bağırıp çağırarak söylese de hayatınızda varlığıyla birçok şeyi kolaylaştıran biri. iyi ki hayatımda diyebileceğiniz insanlardan. dans öğretmeni olan dedikoducu miss patty, onun en yakın arkadaşı sonsuz şekilde bağıran babette, aralarındaki tutku ve bağlılığın on metre öteden belli olduğu eşi morey. elinden her iş gelen, her arızada ya sebebi ya sonucu olarak orada bulunan kirk, kasabanın marketinin sahibi huysuz taylor, dragonfly'ın aşçısı lorelai'nin yakın arkadaşı sookie, sebzelere takık olan jackson, uçuk tavırları ve davranışlarıyla başta gözünüzü korkutsa da dünyanın en sağlıklı ilişkisini rory'e yaşatan logan ve daha bahsedemediğim niceleri. izlemesi müthiş müthiş müthiş zevkli karakterler her biri. diziyle ilgili yorumum da bu kadar, hayatımın çok uzun bi süre içinde olacak bir seri gilmore girls. ne zaman bunalsam, başım sıkışsa stars hollow'a koşacağım. ne zaman sonbahar gelse açacağım, kahve içtiğim her an lorelai gelecek aklıma. ders çalıştığım an rory gelecek, anneme kızdığım an emily. çıkması zor izler bıraktı baya üzerimde belki gerçek bir ize dönüşür bilemiyorum. çok etkilendim çok sevdim iyi ki iyi ki izlemişim. bence siz de izleyin, umarım ihtiyacınız olan bir şeyleri verir bu dizi size de. bu yazıyı kendim için yazıyorum bu arada diziyi incelemek istesem çok daha kısa sürerdi muhtemelen. ama bu yazıyı bitirdikten sonra ara ara bir iki cümle yazarak oluşturdum. yorumumun uzun olacağını da diziye başladığım ilk haftalarda anlamıştım. biraz otuz yaşlarındaki büşra için yazmak istedim. otuz yaşımda bloğumu açıp bu yazıyı okuduğumda bana gilmore girls'ü, lorelai, rory'i hatırlatması için. anneliğin korkunç olmayabileceğini, yakın arkadaşlığı, eşliği, güzel insanları, güzel kasabaları, kendi ayaklarının üzerinde durabilmeyi hatırlatsın diye. okuduğumda yirmi iki yaşındaki büşranın korkularını, hoşlandığı noktaları görebileyim diye. hoşça kalın. 

albüm;















Yorumlar

  1. yazınızı okuyalı iki-üç gün oluyor. bu sekmeyi de müsait bir zamanda yorum yazmak icin kapatmadım. son youtube videonuzda blog yazınız olduğundan bahsedince merak edip bakmak istedim. blog okumaları yapmak son 3-4 senedir hayatımda olan bir şey. mevcut koşullarımdan pek cok insana kıyasla erken başlayamadım.
    son zamanlarda uzun yazılar paylaşan, düzenli paylaşan ve sıkmayan yazılar bulmak zor oluyor.
    dizinin yalnızca iki sezonunu izledim. rory' nin son sezonda karakter bakımından berbat biriyle birlikte olduğu bilgisini alınca ve rory'nin aklı başında bir karakterken sonradan talihsiz kararlar vermesi gibi yorumlar devam etmemi engelledi. ama iki sezon boyunca keyifle izledim. ayrıca yazınızı kıkırdayarak okudum. :) bu tarz yorum yazılarını okumak keyifli. hangi duygularına temas etti, ne düşündürdü gibi şeyleri okumak sanki bir arkadaşımı dinliyormuşum ve zihnimde ona cevap verirken aslında karşılıklı konuşuyormuşuz gibi hissettiriyor. uzun lafın kısası :) yazınızı okumak keyifliydi.
    sıcak ve sade.
    ayrıca blogunuza kısaca göz gezdirdim. yeni bir okuma yapmadım ama içimden geldiği bir zamanda diğer yazılarınızı da tadını çıkararak yavaş yavaş okumayı düşünüyorum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba yorumunuzu çok çok çok geç gördüm kusura bakmayın lütfen, inanılmaz mutlu oldum yazdıklarınız için teşekkür ediyorum motive oldum çok teşekkürler güzel yorumlarınız için

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar