THE GRAND BUDAPEST HOTEL - BÜYÜK BUDAPEŞTE OTELİ
2014 . Dram - Suç . 1 saat 40 dakika
İMdB 8.1 / 10
Yönetmen : Wes Anderson
Merhaba bugün masal gibi bir filmden bahsetmeye geldim. Öncelikle yazı yoğun bir şekilde fotoğraf içerecek şimdiden uyarayım. Gözünüze çok gelebilir ya da sıkılabilirsiniz bu yazıyı okurken. Daha az sahne almak için çok çabaladım ama her sahnesi renk bakımından öyle güzel bir uyum içindeydi ki kendimi pek tutabildiğim söylenemez. Bu film Wes Anderson'un izlediğim ilk filmi. Yönetmene karşı bir ilgim oluştu diğer filmlerini de çok merak ettim açıkçası bu aralar bloğa sık sık Wes Anderson filmleriyle ilgili yazılar gelebilir şimdiden söyleyeyim.
Bu sahneler filmin sadece giriş kısmı, gördüğünüz gibi daha en baştan nasıl bir filmin bizi beklediğine dair bir ipucu veriyor. Film boyunca gözünüz renklere öyle bir alışıyor ki gerçeğe döndüğünüzde de etrafta böyle bir uyum aramaya başlıyorsunuz. Dediğim gibi film masal gibi. Evet renk renk demekten filmden bahsedemedim üzgünüm.
Filmimiz Büyük Budapeşte Oteli'ni profesyonel bir şekilde idare eden Gustave H. ile otele yeni gelmiş olan bellboy Zero Mustafa'nın arkadaşlık kurmasıyla başlar. Bir gün Gustave H.'in yaşlı sevgilisi Madame D. öldürülür ve ikilimiz cenaze töreni için kadının şatosuna giderler. Oraya gittiklerinde Madame D.'nin vasiyetnamesi okunmaktadır ve kadın Gustave H.'e 'Boy with Apple' adlı çok pahalı bir tablo bırakır. Madame D.'nin ailesinin buna karşı çıkması üzerine Zero Mustafa ve Gustave H. tabloyu da alarak kaçarlar.
Filmi anlatmaya devam etmeden önce en sevdiğim sahnelerden birkaçını koyacağım. (kesinlikle elimdeki sahnelerin hepsini koymaya çalıştığımdan yapmıyorum.) Evet alttaki sahne filmi izlerken bazılarını yormuş ama beni çok eğlendirdi. Gustave H.'in bir konuda yardıma ihtiyacı oluyor ve Çapraz Anahtarlar Topluluğu'na başvuruyor. Birisini arıyor o diğerini o diğerini derken böyle devam ediyor. Bence bu kısmı izlemesi çok zevkliydi.
Film çok absürd bir filmdi, mesela hapishaneden kaçış sahnesi gerçek hayatta asla yapılamayacak şekildeydi. Zaten filmdeki birçok olay böyleydi ve beni filme çeken de buydu. İzlerken yok artık bu da olur mu derken içten içe olmasını diliyordum ve film tamamen benim isteyeceğim tarzda ilerledi bu yüzden de masal gibi demeyi uygun buldum.
Benim istediğim tarzda ilerledi derken genel bir istekten bahsediyorum yani o an izleyenler de aynı hissi yaşarlar muhtemelen. Bu aynı pamuk prensesin uyanması için prensin onu öpmesini istememiz gibi bir şey. Bu yüzden de insanın içini ısıtan mutlu bir filmdi diyebilirim.
Yazının sonuna gelmek istemiyorum çünkü kolajladığım ya da kullanmak istediğim birkaç sahne daha var o yüzden aralara yazı serpiştirmem gerek. Wes Andersonla ilgili bir şeyler okumak için adını arattığımda karşıma şöyle bir video çıktı, hani böyle her şey düzgün ve simetrik olduğunda içinizde bir his belirir ya işte video boyunca o his içinizden gitmiyor. ( mükemmelhisverenvideo ) Bu arada film beş bölümden oluşuyor her bölümde karşımıza bir sahne çıkıyor. Ben zaten bu bölüm olayını çok seviyorum Kubrick'in Barry Lyndon'unda da vardı, o sahneleri de kolaj yaptım aşağıya koyuyorum.
Film Stefan Zweig'in yazılarından esinlenerek yapılmış, hangi yazılarından esinlediklerini bulamadım ama olsun. Bin beş yüz kere dediğim gibi renkleriyle beni büyüleyen masal gibi bir filmdi, kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum. Wes Anderson'un diğer filmlerini izledikçe de bloğa yazılarını koyarım o zamana dek kendinize iyi bakın, hoşça kalın.



























Yorumlar
Yorum Gönder