POSTACININ BEYAZ GECELERİ

2014 . Dram . 1 saat 37 dakika
Yönetmen : Andrey Konchalovskiy

Merhaba her yazdığımda yazmayalı aylar olmuş diyorum ve yine aylar olmuş. Ama artık aylar olması canımı sıkmıyor çünkü uzun zaman geçse bile hala buraya yazmaya devam ediyorum ve yazarken çok keyif alıyorum, bu da kendimi darlamamam için yeterli bi sebep gibi. Filme geçecek olursak yönetmenle ilk tanışmam bu filmle oldu Rusya ve Andrey ismi yeşillikleri hatırlattığı için filme başlamadan atmosferine aşık olmuştum bile. Yönetmenimiz Tarkovskiyle çalışarak kariyerine başlamış Tarkovski'den bi film izledim sadece onda da böyle yemyeşil büyüleyici bir yer vardı ve izlemek zevkliydi. O yüzden yukarda bahsettiğim gibi filme başlamadan önce bi sıcaklık hissetmemin nedeni buydu. Filmi Mubi'den izledim üyeliği olanlar direkt izlemeli bence ama kötü bi haberim var sanırım öğrenci kampanyası bitmiş zamanında yakaladığım için mutlu olsam da henüz üye olamayanlar için üzücü bi durum.





Filmimiz Rusya'nın bi köyünde geçiyor. Saatlerce izlenebilecek bi yer özellikle de hava kapalı ve yağmurluyken. Yeşil ve sessiz yerlerin insanın yaratıcılığını arttıracağı düşüncesine bi ara karşı çıkıyordum. Ama yaklaşık beş altı aydır hem kendi deneyimlerimden hem de böyle yemyeşil filmler izleye izleye bu görüşün şiddetli bi savunucusu haline geldim diyebilirim. Filmi izlerken odamdan, evden ve kalabalık şehirden uzaklaşmış gibi hissettim ve gerçekten tüm hislerimle orda olmak istedim. Hatta mutfağa gitmem gerektiğinde her şeyin düzgün, benzer renklerde ve kalıp gibi durması beni çok rahatsız etti. Köydeki evlerin dekorasyonu o kadar mükemmel ve gerçekçiydi ki kendi çocukluğumda babannemlerdeyken köydeki evin tam olarak böyle olduğunu hatırladım. Dikkat etmediğim detaylar bu filmde gözüme çarptı ve 10 yaşında sıcacık bi odada soba çıtırtısı dinleyerek yattığım karışık desenli yorganlar, alakasız perde, alakasız bi masa, tek bi kanepe, her biri birbirinden farklı bardakları hatırladım. İzlemek o kadar keyifliydi ki bahsettiğim anlara dönmemi sağladı ve gerçekten unuttuğum şeyleri anımsattı. Şu an saatlerce bu film hakkında yazmak istiyorum aklıma gelen tüm anılarımı anlatmak köydeki evi tek tek betimlemek istiyorum. Çünkü bu filmin bana hatırlattığı şeyleri hayatımın bi döneminde unutmuş olmak istemiyorum. Her şeyin tek bir elden çıkmış gibi durduğu bu çağda onları hatırlayarak yaşamak istiyorum. İlerde bi gün özümün bu olduğunu düşündüğüm için belki de. Köydeki evimize karışık yorganlar bi yerden toplamışız gibi duran bardaklar koymak istiyorum. Çünkü o sıcaklığı başka ne getirebilir bilmiyorum. Sanırım bi filmin bana hissettirdikleriyle ilgili ilk defa bu kadar detaylı bi yazı yazdım ve şu an bunları takır takır dile getirip yazabilmek müthiş bi keyif ama artık filme geri dönmem gerek.
 

. kilitsiz kapılardan içeri sıcak bi gülümsemeyle girdiğinde seni karşılayacak kişilerin her zaman sana verebileceği sıcak bi içecek ve kurabiyeler olur, ortamın dağınıklıkları kimsenin umrunda değildir, anlaşmak için konuşmak zorunda hissetmezler ve içeri girdiğinde neden geldiğin sorulmaz .


. sade bi kahvaltı masası, çay ve gazeteyle düşüncelere daldığında herhangi bir bildirim sesi seni rahatsız etmez .

Film köydeki postacının üzerinden diğer köylülerin yaşantılarını da içine dahil ederek anlatılan bi hikaye. Postacımız yalnız yaşıyor her günü birbirinin aynısı sabah erkenden kalkıp feribotuna binip mektupları alıyor ve onları dağıtıyor.Köydeki insanların maaşlarını bile o getirdiği için yaptığı işin önemini farkında. Ama bir gün feribotunun motoru çalınıyor ve bu sorunu bir türlü çözemiyor aynı zamanda sevdiği kadını da kaybetme tehlikesi içinde. Yani hayatının o her günü birbirinin aynısı olan parçasından kopmak zorunda kalıyor. Bunun ondaki yansımaları ve köydeki diğer insanların ona benzer mütevazı yaşamları filmi izlettiriyor. Köydekilerden biri sarhoş, biri hayatında hiç mutlu hissetmemiş, birisi çocuğunu alıp buralardan gitmek istiyor, bazıları ise dans edip şarkı söylüyor. Hepsi özünde sakin insanlar ve dediğim gibi sıradan hayatları var. Ama o sıradanlığın içinde göze mükemmel gelen bi naiflik var izlerken sizi etkileyen. Görüntülere zaten yorum yapmama gerek bile yok buraya koyduğum fotoğraflar bile atmosferin büyüleyiciliğini anlatmak için yeterli olacaktır. 

. sabahları uyandığında yalnız olmak yol boyunca düşünmeni gerektirmeyebilir .

. gittiğin kişiler bazen seni bekliyor bazen de sadece mektubu verip gitmeni .

Filmle yani içeriğiyle ilgili anlatabileceğim pek bir şey yok gördüğünüz gibi ama hissettirdikleriyle ilgili birçok şey anlatılabilir, onu da yukarıda yaptım zaten. Görüntüsüne, senaryosuna, genelde gündelik konuşmalardan oluşan ama bazen de insanın içine oturan diyaloglarına ve özellikle bana direkt anılarımı hatırlatacak derecede güçlü olan gerçekçiliğine diyecek söz bulamıyorum, kesinlikle izlemeniz gerektiğini düşünüyorum, benden bu kadar. Dolusuna sahne bırakıp gideceğim burayı okuduktan sonra aşağıdaki sahnelere geçmeyi unutmayın, hoşça kalın.

. sarhoşu ve sevdiği kadının oğlunu iki yanına almış düşünceli postacı .




. nedense burası beni çok üzmüştü neyi düşündüğünü bilmek isterdim, neden bu kadar içip sarhoş olduğunu .


















Yorumlar

Popüler Yayınlar