a ghost story


2017 . Dram . 92 Dakika
Yönetmen : David Lowery

Merhaba yazılacak filmler biriktiği için bir yerden başlamaya karar verdim. Aslında bu filmi yazmadan önce izleyip yazmayı düşündüğüm üç film daha vardı ama bunu izledikten sonra önce bunu yazmam gerektiğini düşündüm. Şu an kendimi bu filmle daha iyi ifade edebileceğimi hissediyorum çünkü. Başlamadan uyarayım filmi resmen anlattım izlemeyi düşünen olursa izleyip sonra okusun bence daha faydalı olacaktır. Uzatmadan filme geçeyim, ben bu filmi çok uzun zaman önce twitterdan olsun, film sayfalarından olsun sık sık görüyordum çok bilinen bi sahnesi var aşağıya koyarım. O sahneyi gördükten sonra merakım artmıştı ama bi türlü izleyememiştim. Geçen gün tekrar görünce artık izlemem gerektiğini düşünüp açtım ve gerçekten büyük bi zevkle izledim.






Film tatlı bi çiftin yaşantısını aktararak başlıyor, ilk önce bu çifte dair bazı fikirler ediniyorsunuz daha sonra ani bir geçişle karakterlerden birinin trafik kazasında öldüğünü görüyorsunuz. Eşinin cenazesinin başında bekleyen kadın sakince yüzünü izliyor daha sonra çarşafı kapatıp gidiyor. Kamera burada biraz bekliyor ve yataktaki çarşaf doğruluyor. Hayaletin filme girişi bu şekilde başlıyor. Hastanenin koridorlarında dolaşırken beyaz bi ışık daha doğrusu bir geçit açılıyor (dünyadan ayrılışı simgeleyen) hayaletimiz geçitten geçmeyi reddederek çıkışa yöneliyor ve tabii ki evine dönüyor.


Evine dönerken kimsenin onu görmediğini farkına varıyor aynı şekilde eve gittiğinde de kimse onu görmüyor. Hikaye benim için burada başladı, hayaletin konuşma ya da dokunarak duygu belirtme gibi bi şansı yok sadece sinirlendiği zaman ışıklar gidip geliyor ki bunu da sadece birkaç kez yaptı. Bu iletişimsizliğine rağmen geçirdiği duygu bence aşırı yoğundu, sadece izliyor olması ve o suskunluğu insanın canını acıtan bi nokta bence. Film o kadar olağan akışta ve minimaldi ki gösterdiği şeyler fiziksel değil de yoğun olarak duygu ağırlıklı olduğu için hissettiklerimi tam olarak yazmakta zorlanıyorum.

Hayaletin kendi evinde eşinin yanındaki arkadaş konumundan çıkıp onun hayatına sadece seyirci olarak dahil olabiliyor. Bu süreç içinde eşinin üzüntülerine şahit oluyor, o yatakta ağlarken elini omzuna koyabiliyor ama eşi bunu hissedemiyor ya da eşi onun yaptığı bir müziği dinlerken ona eşlik edemiyor. Burada en çok canımı yakan şey aslında birini kaybettiğimizde her ne kadar onun o an yaptığımız şeylerde bizimle olamadığına üzülsek de o an bir şeyler yapan taraf biziz ve bir şekilde devam edebiliyoruz. Ama kaybedilen kişinin hiçbir zaman bir şey deneyimleme şansı kalmamış oluyor yani kişi burada bile kaybettiğim kişi şu an benimle değil diye üzülüyor ama o bunu deneyimleyemedi diye üzülmüyor bence. Film bence bu bakış açısını kazandırıyor insana ölüme kendi açından değil de ölümü yaşayan kişi açısından bakmayı gösteriyor. 

. evine hiç bu kadar uzak hissetmiş miydin? .

. hissedilen yoğun acıdan sonra ilk defa tat alıyormuş gibi yerken hırsını turtadan çıkarmış mıydın? . 

. bir gün tek başına uyumak zorunda kalacağını düşünmüş müydün? . 

Kadın hayatına devam etmeye çalışırken bence çoğumuzun yapacağı gibi evden taşınmaya karar veriyor. Filmin ikinci kısmı da burada başlıyor diyebilirim. Kadın eşyaları toparlamaya başlarken aklına gelen anılar kalbinize kalbinize gelirken hayalete olan yakınlığınız da daha çok artmaya başlıyor. Kadın tüm eşyaları toparlayıp evden çıkarken eşine daha önce de bahsettiği gibi "taşındığım her evin gizli bir yerine bir not bırakıyorum, ilerde bir gün o eve dönecek olursam okuyabilmek için" evin duvarının bir köşesine bir not bırakıyor. Eşinin (hayalet) bundan sonraki amacı işte o duvardaki notu okuyabilmek. 

Bomboş bir evde kimsesiz, iletişim kuramadan, kimsenin gözüne çarpmadan günlerini geçirmeye başlıyor. Yaptığı tek şey yürümek, nota ulaşmaya çalışmak başka bir hareket yok. Bir süre sonra eve yeni bir aile taşınıyor. Bu da doğal olarak hayaletin kalbini kırmaktan başka bir işe yaramıyor, birlikte piyano öğrenen, yılbaşı ağacı süsleyen, sohbet edebilen bi aileyi görmek bunları deneyimleyemeyen birine ne hissettirebilirse onu hissettiriyor. Hayalet de buna daha fazla dayanamayarak ikinci kez orada olduğunu belli ediyor. Etrafı kırıp dökerek aileyi kaçırıyor sonrası yine yalnızlık. Aslında hepimiz kendimizi gösterebilmek için yoğun çabalar içine giriyoruz genelimiz bunu saldırgan tavırlarla yapmıyor olsa bile hareketi kullanarak ortaya çıkan davranış biçimini hepimiz varolabilmek için kullanmak zorundayız. Hayaletin içinde bulunduğu durumda ise normal bir insan gibi bir varoluş sergilenemeyeceği için acısını saldırganlıkla ortaya koymak zorunda kalıyor. Filmin bir diğer sahnesinde işte bu konudan bahsedilen bir kısım yer alıyor. Evin içinde bir grup kişi parti veriyor ve partideki biri insanın varoluşu ve hiçliği hakkında yoğun bir konuşma yapıyor. Film boyunca bu hiçliği hissederek ilerledikten sonra bir de bu konuşmanın yüzünüze çarpmasıyla sondaki tek gerçek olan hiçliği bizzat deneyimliyorsunuz bence.



. kalplerden, evden, hayattan ve kendinden taşınma vakti . 
. etrafındakiler yeni hayatlarına alışmaya çalışıyor sen neye alışmaya çalışıyorsun? . 

Hayalet anlattığım deneyimlerinden sonra evin tekrar boş kalması üzerine notu almaya çalışırken bu sefer de eve giren vinçle karşılaşıyor ve evinin yıkılışını da görmek zorunda kalıyor. Bundan sonrası tam bir sürükleniş ne notuna ulaşabilen ne de evinde barınabilen hayaletimiz bulunduğu yerden ayrılmıyor çünkü biliyorsunuz ki eşi dönebilir. (çünkü dönersem diye not bırakıyorum dedi) Evinin enkazının üstünde duran hayalet başka bir hayaletle karşılaşıyor ve hayalet ona "sanırım artık kimse gelmeyecek" diyor ve kayboluyor. Burada da inandığımız şeylerden vazgeçtiğimizde ya da artık gerçekten emin olduğumuzda ortaya çıkan kayboluşumuz anlatılıyor bence. Bu kayboluş hayal kırıklığıyla da gerçekleşebileceği gibi tatminle de gerçekleşebilir. Hayaletin de eşinin dönmeyeceğine emin olup hayal kırıklığıyla yok olmasını bekleyebilirdik ama o pes etmiyor. O kadar bekliyor ki evinin olduğu arsanın gelecekteki halini görüyor, gökdelenlerle dolu şehrini izliyor. Üstü başı kirleniyor, yorgun düşüyor ama beklemeye devam ediyor. Bir süre sonra onu bomboş arsada beklerken görüyoruz, daha oraya bir ev bile konmamış. At arabasıyla bir aile geliyor ve evlerini buraya yapacaklarını anlatıyorlar birbirlerine. Hayalet daha dünyaya bile gelmeden önce evinin olduğu arsada yaşananları izliyor. Yani hayalet o kadar bekliyor ki evinin geleceğini yaşamakla kalmayıp o evin başlangıcına kadar dönüyor. Evin başlangıcına döndüğü için kendisiyle eşinin oraya taşındığı dönemi de gözlemleme şansı oluyor. Filmin bu kısmı artık iyice içimi burkmuştu benim. Çünkü insanın yaşadıklarını deneyimlemesinin yanında bir de onları yaşarken uzaktan kendini izlemesinin nasıl hissettirdiğini düşünmek bile istemiyorum. 


. anılar dışarıdan bitmiş gibi görünse de içeride yaşamaya devam eder.

. -hepimiz sevdiklerimizden önce ölmek isteriz, 
-kim evinin toz olduğunu görecek kadar yaşamak ister ki .


Hayalet filmin sonunda kendisini uzaktan izlemesinin ve ondan sonra gelişen tüm olayları izlemesinin sonucu olarak eşinin yine not bıraktığı ana kadar gelmiş oluyor ve o notu ordan alıp okuyor. Okuduktan sonra da kayboluyor ve film bitiyor. Notta ne yazdığını göstermiyorlar ama ben eşinin oraya bir daha dönmek istemediğine dair bi şey yazdığını düşünüyorum. Her ne yazıyorsa hayaletin artık beklemeyerek kaybolmasını sağlıyor. Neden oluyor yerine sağlıyor deme sebebim bu bekleyişin çok yıpratıcı olması burada da belki hayaletin de artık devam etmesi gerektiğini görüyoruz. 

Film gerçekten beni hem hiçlikle hem de varoluşla ilgili düşünmeye sevk etti her ne kadar bunu kalbimi eline alıp sıkıyormuş gibi hissettirerek yapsa da bazen böyle hissetmeden olayın ciddiyetini kavrayamıyoruz. Yeni yılda izlediğim ilk filmdi bu arada ve bundan sonra her yeni yılda bu filmi izlemek geldi aklıma tam olarak şu an. Çünkü bana hissettirdiklerini her yıl yeniden hissedersem yolumdan sapmadan kalabilirmişim gibi hissediyorum, belki de çok anlam yüklüyorum bilmiyorum. Bugünlük benden bu kadar, umarım yazıyı da filmi de çok beğenirsiniz. Hoşça kalın ve mutlu yıllar.

. son . 


Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar