FRANCES HA
2012 . Komedi - Romantik . 86 Dakika
Yönetmen : Noah Baumbach
Yönetmen : Noah Baumbach
Selam, bu paragrafı geçebilirsiniz biraz gevezelik edeceğim. Buraya her yazdığımda bu sefer direkt filmden bahsedeceğim ne kadar süredir yazmadığımdan ya da kendimden bahsetmeyeceğim falan diyorum. Ama o zaman da eksik hissediyorum, kesinlikle non-proffesional. Buraya yazmadığım bir yılda @readthearth'de gevezelik yapmaya devam etmem dışında birçok şey değişti. Özellikle son zamanlarda izlediğim tüm filmleri, okuduğum tüm kitapları, dinlediklerimi kısacası bir yerlerde bana dokunan her şeyi yeniden gözlemleme ihtiyacı hissediyorum. Bu düşünceden hareketle Frances Ha'yı tekrar izlemek istedim. Hem aklımın bi köşesinde kalbimi sıcacık hissettirdiğini hatırladığım için hem de Noah Baumbach'ın Marriage Story'isini de izledikten sonra diyalog - karakter görmek istediğimde koşmam gereken yönetmenlerden biri olduğunu düşündüğüm için.
Filmin ana karakteri Frances 27 yaşında, bir sahnede stajyer dansçı olarak görev yapan aynı zamanda çocuklara dans dersi veren, kendi koreografisini mi yapmalı yoksa tam zamanlı dansçı mı olmalı bilmeyen, sokaklarda müzik dinleyip dans ederek yürüyen, en yakın arkadaşı Sophie ile birlikte yaşayan, para kazanmaya çalışan, Virginia Woolf'un bir sözünden bahsettiği için, Sophie'yle olan sorunlarını paylaştığı için ve aşkla sevişmek istediği için Benji'nin deyimiyle "undateable" birisi.
Film Frances'in Sophie'yle olan hayatına dair bazı noktalar sunarak başlıyor. Bu iki yakın arkadaşın farklı bir uyumu olduğunu birbirlerine olan filtresiz ve rahat tavırları, aynı odanın içinde hem birlikte hem ayrı olabilmeyi çok iyi başarmaları vs. gibi noktalarla dolaysız bir şekilde veriyor yönetmen. Seyirciyi de dahil ediyor bence o odanın içine şahsen ben çok iyi adapte olabildiğimi hissettim. Çünkü yakın arkadaşınla koltukta yoğun bi konuşma sonrası otururken gelen karşılıklı suskunluğun rahatsız edici hissettirmediği o anı biliyorum.
Filmin ve karakterin kırılma noktası Sophie'nin başka bir arkadaşıyla başka bir yerde eve çıkmak istemesiyle başlıyor. Romantik bir ilişki içinde olmasalar bile Frances'in yaşadığının normal bir ayrılıktan pek farkı yok aslında. Çünkü Sophie'yle günlerini geçirmekten, sohbet etmekten ve hayatındaki varlığından son derece mutlu. En yakın arkadaşının evden ayrılmasıyla birlikte artık başka bir daire bulmak zorunda kalıyor çünkü tek başına eve çıkabilecek kadar maddi imkana sahip değil, dans ettiği yerde işler umduğu gibi gitmiyor bunların üstüne bir de konuştuğu insanlar onu pek anlamıyor hatta dinlemiyor bile.
Ben karakterlere yoğunlaşabildiğimiz filmleri çok seviyorum özellikle de izleyenin kendi bakış açısı ve deneyimi nedeniyle karakteri yargıladığı ya da çok yakın hissettiği tarzda oluşturulmuş olanları. Aynı yönetmenin Marrige Story'sinde mesela kendi yaşantınıza ve bakış açınıza göre karakterlerden birini tamamen haklı görüp diğerinden nefret edebilirsiniz. Bazılarınız da karakterlerin ikisini de anlayıp ikisine de yakın hissederek oha enfes gerçek hissettirdi de diyebilir. İşte ben filmlerdeki bu ikilik olayına bayılıyorum. Frances bu ikiliği yaratmış mıydı derseniz kesinlikle emin değilim. Yer yer bencil bulabileceğiniz davranışlar sergiliyor bence, ama bahsettiğim bencillik karşıdakini mutsuz eden bencillik değil sadece biraz huysuzluk. Ama ben ordan oraya savrulan ve içinden geldiği gibi davranan karakterlere karşı ayrı bir sempati beslediğim için de karakteri sempatik gösteriyor olabilirim.
Frances aslında mutsuz, hayatı üzerinde kontrol sağlayamayan ve "normal"miş gibi davranan 21.yüzyıl insanına karşı bir eleştiri de sunuyor bence. Filmdeki karakterlerin hepsi aslında kendilerine çizilen rolü oynayabilmenin peşinde, keskin kararlar alabilmek yerine pasif kalmayı tercih ediyorlar hatta sonunda mutsuz olduklarını itiraf etmelerine rağmen ertesi gün aynı döngüyü devam ettiriyorlar. Frances ise tüm belirsizlikleri kabul ederek ilerlemeye çalışıyor ve bunu çok samimi bir şekilde yapıyor. İçine girmeyi reddettiği sisteme soyadının yarısını sığdıramadığı bir posta kutusuyla girmiş olsa da seyirciye bu savaşı kendine özgü ve mutlu olabileceği şekilde yaptığını gösteriyor.
Belli dönemlerde aklınızdan geçenlere, belki gençliğinize belki arkadaşlık ilişkilerinize belki de kendi karakterinize ilişkin bir şeyler hissettirecektir diye düşünüyorum. Başlangıçlardan ya da belirsizliklerden korktuğunuz anlarda izleyebileceğiniz bir film bence. Hislerimle birleştirerek aslında karakteri de filmi de özetlediğimi düşünüyorum. Konu konusunda net olamadıysam şuraya yönlendirebilirim. Filmde beni en çok etkileyen müziği de şöyle bırakıyorum, hoşça kalın.
(who are you making eyes at?)
that's sophie.
she is my best friend.


Yorumlar
Yorum Gönder